15 Temmuz 2014 Salı

İlk Türk Satranç Oyuncusu

SÛLÎ, Ebû Bekir

Ebû Bekr Muhammed b. Yahyâ b. Abdillâh b. Abbâs b. Muhammed b. Sûl-Tegin el-Bağdâdî eş-Şatrancî es-Sûlî (ö. 335/946)

Türk asıllı tarihçi, edip ve şair.

255-257 (869-871) yılları arasında Bağdat’ta doğdu. Bağdâdî yanında satrançta devrin en usta oyuncusu olması dolayısıyla “Şatrancî” ve ilk İslâm fetihleri sırasında Cürcân’ın Türk hâkimi olan Sûl-Tegin’in soyundan geldiği için Sûlî nisbesiyle tanınır. Sûl-Tegin’in oğlu Ebû Umâre Muhammed, Abbâsî ihtilâlinin önde gelen dâîlerindendi. İlk Abbâsî halifesi Ebü’l-Abbas es-Seffâh tarafından Musul ve Azerbaycan valiliğine tayin edilmişti. Sûl-Tegin’in diğer oğlu Said’den olan torunu Ebû Amr Mes‘ade, Halife Ebû Ca‘fer el-Mansûr zamanında hâcib olarak görev yapmış, oğlu Amr b. Mes‘ade es-Sûlî de Halife Me’mûn devrinde önemli görevler üstlenmiştir. İbrâhim b. Abbas es-Sûlî ve Abdullah b. Abbas es-Sûlî de Abbâsîler döneminin önde gelen edip, şair ve kâtiplerindendir.

Ebû Ruveyle ed-Dabbî, Ebü’l-Abbas el-Küdeymî, Ebû Dâvûd es-Sicistânî, Ebü’l-Abbas Müberred, Ebü’l-Abbas Sa‘leb, Ahmed b. Abdurrahman en-Nahvî, Ebû Abdullah el-Gallâbî el-Basrî, Avn b. Muhammed el-Kindî, İbrâhim b. Fehd es-Sâcî ve Abbas b. Fazl el-İsfâtî, Mufaddal b. Seleme ve İsmâil b. Ali en-Nevbahtî gibi devrin meşhur âlim ve ediplerinden ders alan Ebû Bekir es-Sûlî Mu‘tazıd-Billâh, Müktefî-Billâh, Muktedir-Billâh ve Râzî-Billâh dönemlerinde sarayda nedim olarak bulundu. Râzî-Billâh’ın muallimlik ve mürebbiliğini yaptı. Satrançta devrin ustası olan Muhammed b. Ahmed el-Mâverdî’yi yenmesi kendisine büyük itibar kazandırdı. Râzî-Billâh’ın halife olması onu maddî ve mânevî açıdan rahatlattı. Eserlerinin büyük bir kısmını bu dönemde telif etti. Müttakī-Lillâh devrinde sıkıntılarla karşılaşan Sûlî, Vezir İbn Mukle’yi överek saraya intisap etmek ve maddî bakımdan rahatlamak için çalıştıysa da sonuç alamadı. Halifeden izin alıp kendisini yakından tanıyan Beckem et-Türkî’nin vali olarak görev yaptığı Vâsıt’a gitti. Müttakī vefat edince yeni halife Müstekfî-Billâh’ın yakınları arasına girmek için Bağdat’a döndü. Ancak Müstekfî, ona yüz vermedi. Halktan ve ileri gelen bazı kişiler tarafından Hz. Ali hakkındaki sözleri sebebiyle ölümle tehdit edilmesi üzerine Basra’ya gidip gizlendi ve 335’te (946) burada vefat etti. 336 (947) yılında öldüğü de rivayet edilir. Basra’da zengin bir kütüphanesi vardı.

Tarih, şiir ve edebiyatın yanı sıra dinî ilimlerde de geniş bilgi sahibi olan Ebû Bekir es-Sûlî edebî konularda hocası İbnü’l-Mu‘tez’den etkilenmiştir. Sûlî’nin öğrencileri arasında Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, Dârekutnî, Râzî-Billâh, Seyfüddevle el-Hamdânî, Hâlidiyyân, Bağdat Kadısı Ömer b. Muhammed, Merzübânî ve Ebû Bekir b. Şâdân sayılabilir. Ebû Bekir es-Sûlî Abbâsî tarihi, Arap dili ve edebiyatı, dinî ilimler konusunda çok sayıda eser kaleme almıştır. İbnü’n-Nedîm (el-Fihrist, s. 168) onu intihalcilikle suçlarsa da çoğunluk güvenilir bir müellif olduğu hususunda birleşir. Çağdaşı şairlerin eserlerini toplayıp tertip etmesi ve günümüze intikaline vesile olması Arap dili ve edebiyatında ona büyük itibar kazandırmıştır. Eserleri Abbâsî tarihi, devrin dil ve edebiyatı için önemli kaynaktır. Ebü’l-Ferec el-İsfahânî’nin onu 250 yerde kaynak gösterdiği bilinmektedir.

Eserleri. 1. Kitâbü’l-Evrâķ fî aħbâri Âli ǾAbbâs ve eşǾârihim. Üç kısımdan oluşan eserin büyük bir bölümü günümüze ulaşmamıştır. İbnü’n-Nedîm eserin tamamlanamadığını kaydeder (a.g.e., s. 167). Sûlî, Kitâbü’l-Evrâķ’ın Abbâsîler’in siyasî tarihiyle ilgili ilk kısmında umumi tarih kitaplarının metodunu takip ederek olayları kronolojik sırayla kaleme almıştır. Abbâsî halifelerinin hilâfet makamına hangi tarihte nasıl geçtiğini, biat merasimlerini, isim ve lakaplarını, devrinin başlıca siyasî olaylarını anlatmış, halifelerin vezir, emîr ve kumandanları hakkında bilgi vermiştir. Olayların anlatımında Bağdat’ı merkez almıştır. Siyasî olaylardan, o yıl içinde vefat eden meşhur simalardan kısaca bahsetmiş, edip ve şairler hakkında şahsî görüşlerini aktarmıştır. Mes‘ûdî, bizzat müşahede ettiklerini ve başka eserlerde bulunmayan bilgi ve rivayetleri kaydettiği için Sûlî’den övgüyle söz eder. Modern tarihçiler eseri Abbâsî tarihinin temel kaynaklarından biri olarak kabul eder. Eserin zamanımıza intikal eden bölümlerinin bir kısmı yayımlanmıştır (nşr. J. Heyworth Dunne, Aħbârü’r-Râzî-Billâh ve’l-Müttaķīlillâh ev Târîħu’d-devleti’l-ǾAbbâsiyye sene 322 ilâ sene 333 hicriyye min Kitâbi’l-Evrâķ, Kahire 1935; Beyrut 1403/1982; Bağdat 1999; nşr. İhsan Abbas, Şeźerât min kütübin mefķūde, Kitâbü’l-Evrâķ li’ś-Śûlî, Beyrut 1408/1988; nşr. Hilâl Nâcî, ĶıŧǾatün nâdiretün min Kitâbi’l-Evrâķ li-Ebî Bekir eś-Śûlî, Bağdat 1990, bu kısım 316-318 [928-930] yıllarına ait olayları içermektedir; nşr. Hilâl Nâcî, Mâ lem yünşer min evrâķı’ś-Śûlî: Aħbârü’s-senevât 295-315 h., Beyrut 1420/2000; nşr. Halef Reşîd Nu‘mân, Ķısmün min aħbâri’l-Muķtedir-Billâh el-ǾAbbâsî ve Târîħu’d-devleti’l-ǾAbbâsiyye min sene 295 ilâ sene 315 hicriyye, Bağdat 1999). Enes Halidof ve V. Belajev eserin 226-256 (839-851) yıllarına ait kısmını neşretmişlerdir (Moskova 1998). Kitâbü’l-Evrâķ’ın Râzî-Billâh ve Müttakī-Lillâh dönemlerini içeren bölümü Marius Canard tarafından Histoire le dynastie abbaside de 332 à 333/934 à 944 adıyla Fransızca’ya tercüme edilmiştir (I-II, Cezayir 1946-1950). 2. Aħbârü’ş-şuǾarâǿi’l-muĥdeŝîn (nşr. J. Heyworth Dunne, London 1934; Beyrut 1982). Kitâbü’l-Evrâķ’ın edebiyat tarihiyle ilgili bölümünün ilk kısmıdır. 3. EşǾâru evlâdi’l-ħulefâǿ ve aħbâruhüm (nşr. J. Heyworth Dunne, Kahire 1936; Beyrut 1982). Kitâbü’l-Evrâķ’ın edebiyat tarihiyle ilgili ikinci kısmını teşkil eder. Sûlî bu bölümde şair Abbâsî halifeleri ve hânedan mensuplarıyla devrin diğer şairlerinin biyografileri ve şiirlerinden bahseder. 4. Aħbâru Ebî Temmâm (nşr. Halîl Mahmûd Asâkir - Muhammed Abduh Azzâm - Nazîrü’l-İslâm el-Hindî, Kahire 1356/1937). 5. Aħbârü’l-Buĥtürî (nşr. Sâlih el-Eşter, Dımaşk 1958, 1964). 6. Aħbâru İbrâhîm b. el-Mehdî (nşr. J. Heyworth Dunne, EşǾâru evlâdi’l-ħulefâǿ içinde). 7. Edebü’l-Küttâb (nşr. Muhammed Behcet el-Eserî, Bağdat-Kahire-Beyrut 1341/1922). Sûlî’nin özellikle divandaki yazışmalar konusunda maharet ve bilgilerini gösteren önemli bir eserdir. 8. Risâletü’ś-Śûlî ilâ Müzâĥim b. Fâtik (nşr. Halîl Mahmûd Asâkir v.dğr., Aħbâru Ebî Temmâm’ın mukaddimesinde yayımlanmıştır). 9. Şerĥu’ś-Śûlî li-Dîvâni Ebî Temmâm (nşr. Halef Reşîd Nu‘mân, I, Bağdat 1977; II, Beyrut 1978; III, Küveyt 1982). 10. Kitâbü’ş-Şaŧranc (eserin Süleymaniye Ktp., Lala İsmâil, nr. 560’ta kayıtlı yazma nüshası Fuat Sezgin tarafından ofset olarak yayımlanmıştır, Frankfurt 1406/1986).

Kendisi de iyi bir şair olan Sûlî muhdesûn (müvelledûn) adıyla bilinen şairlerin şiirlerini toplamış, bunları düzenleyip divanlarını oluşturmuştur. Bu divanlardan günümüze intikal edenler şöylece sıralanabilir: Dîvânü (ŞiǾru) İbni’r-Rûmî; Dîvânü Ebî Temmâm; Dîvânü’l-Buĥtürî (nşr. Abdurrahman el-Berkūkī, İstanbul 1300; Beyrut 1313; Kahire 1329); Dîvânü Ebî Nüvâs (nşr. Muhammed Vâsıf, Kahire 1898; nşr. Ahmed Abdülmecîd el-Gazzâlî, Kahire 1953; nşr. Behcet Abdülgafûr el-Hadîsî, Bağdat 1980); Dîvânü el-ǾAbbâs b. el-Aĥnef (İstanbul 1298); Dîvânü İbrâhîm b. el-ǾAbbâs eś-Śûlî (nşr. Abdülazîz el-Meymenî, eŧ-Ŧarâǿifü’l-edebiyye içinde, s. 126-194, Kahire 1937; Dîvânü [ŞiǾru] İbni’l-MuǾtez, nşr. Bernhard Lewin, III-IV, İstanbul 1945, I-II, İstanbul 1950; nşr. Yûnus Ahmed es-Sâmerrâî, I-III, Bağdat 1977-1978); Dîvânü Müslim b. Velîd (ed. de Goeje, Leiden 1875); Dîvânü ǾAlî b. el-Cehm (nşr. Halîl Merdem Bek, Dımaşk 1949; diğer eserleri için bk. İbnü’n-Nedîm, s. 167-168; Brockelmann, GAL, I, 149-150; Suppl., I, 218-219; Ahmed Cemâl el-Ömerî, Ebû Bekir eś-Śûlî [255-336 h.]: Ĥayâtühû ve edebüh-dîvânüh, s. 339-514; Ebû Bekir es-Sûlî, neşredenin girişi, s. 6-11; Savran, s. 194-206).

BİBLİYOGRAFYA:

Ebû Bekir es-Sûlî, Mâ lem yünşer min evrâķı’ś-Śûlî: Aħbârü’s-senevât 295-315 h. (nşr. Hilâl Nâcî), Beyrut 1420/ 2000, neşredenin girişi, s. 5-13; Mes‘ûdî, Mürûcü’ź-źeheb (Abdülhamîd), IV, 323-324; Merzübânî, MuǾcemü’ş-şuǾarâǿ (nşr. F. Krenkow), Kahire 1354, s. 465-466; İbnü’n-Nedîm, el-Fihrist (Teceddüd), s. 167-168; Muâfâ en-Nehrevânî, el-Celîsü’ś-śâliĥi’l-kâfî ve’l-enîsü’n-nâśıĥi’ş-şâfî (nşr. M. Mürsî el-Hûlî), Beyrut 1981, I, 80-82; Hatîb, Târîħu Baġdâd, III, 427-431; Sem‘ânî, el-Ensâb, VIII, 110; İbnü’l-Cevzî, el-Muntažam, VI, 359-361; Yâkūt, MuǾcemü’l-üdebâǿ, X, 109-111; İbnü’l-Esîr, el-Lübâb, II, 251; İbn Hallikân, Vefeyât, IV, 356-361; Safedî, el-Vâfî, V, 190-192; Zehebî, AǾlâmü’n-nübelâǿ, XV, 301-302; M. Şemseddin [Günaltay], İslâm’da Târih ve Müverrihler, İstanbul 1339-42, s. 55-62; Brockelmann, GAL, I, 149-150; Suppl., I, 218-219; Ahmed Cemâl el-Ömerî, Ebû Bekir eś-Śûlî (255-336 h.): Ĥayâtühû ve edebüh-dîvânüh, Kahire 1970; a.mlf., Ebû Bekir eś-Śûlî: el-ǾÂlimü’l-edîb en-Nedîm, Kahire 1973; Subhî Nâsır Hüseyin, Ebû Bekir eś-Śûlî nâķıden, Bağdad 1975; Şâkir Mustafa, et-Târîħu’l-ǾArabî ve’l-müǿerriħûn, Beyrut 1980, II, 44-45; Sezgin, GAS (Ar.), I/2, s. 171-175; Muhammed Kürd Ali, Künûzü’l-ecdâd, Dımaşk 1404/ 1984, s. 135-139; Ahmet Savran, “Abû Bakr Muhammad b. Yahyâ as-Sûlî”, Remzi Oğuz Arık Armağanı (haz. H. Rıdvan Çongur), Ankara 1987, s. 169-207; Ramazan Şeşen, Müslümanlarda Tarih-Coğrafya Yazıcılığı, İstanbul 1998, s. 63-64; Ign. Kratschkovsky, “Sûlî”, İA, XI, 22-24; S. Leder, “al-Śūlī”, EI² (İng.), IX, 846-848.

Abdülkerim Özaydın  

cilt: 37; sayfa: 493
[SÛLÎ, Ebû Bekir - Abdülkerim Özaydın]


Biruni / Ekliptik eğimi

El Biruni

Doç. Dr. M. DİZER

Kandilli Rasathanesi Müdürü
Dünyanın en büyük bilim adamlarından biri olan Abu'l-Reyhan Muhammed Bin Ahmet El-Biruni El-Harizmi 937 yılında Kas (bugünkü Şah Abbas Veli) de doğmuştur. Biruni, bilim tarihinde devrinin en büyük astronomu, matematikçisi, etnografı, tarihçisi ve filozofu olarak tanınır. Bu nedenle bütün doğu müslümanları, bizim dışımızda, Biruni'ye sahip olmak için büyük çaba gösterirler. Genellikle Biruni hakkında yazılmış yapıtlarda, aslen İranlı olduğu. Arapları sevmediği, koyu Iran milliyetçisi olduğu yer alırsa da bazılarında Arap olduğu da iddia edilmektedir Bu iddiaların Biruni'nin yapıtlarında yer almadığını görmek mümkündür.
El-Biruni (Al-Biruni)
Abû Raihân Muhammad ibn Ahmed al-Birûni
(M. S. 973-1048)
Biruni'nin Tahdid Nihayat al-amakin ve kitab al-saydam adlı yapıtının ön sözünde kendisinin Türk olduğu açıklığa kavuşmaktadır. Bu yapıtlarında, Biruni Farsçaya ve Farslığa karşı düşüncelerini, kendisine Arap dilinde küfredilmiş olmanın, Fars dilinde methedilmiş olmaktan daha tatlı geldiğini yazmaktadır. Kitab al-saydam adlı hekimlikle ilgili yapılının ön sözünde:
"Ben ne Arabım ne de Acem, bu iki dili sonradan öğrendim. Eğer yapıtlarımı kendi dilimde yazacak olsaydım bunlar, saf Arap cinsi atlar sürüsü arasında zürafalar gibi garip bir şey olurdu" demektedir. Bilindiği gibi o devirde ve hatta daha sonralara kadar, tıpkı Latince gibi, çok zengin bir dil olan Arapça edebi ve bilimsel dil olarak kullanılmıştır.
Diğer taraftan Biruni, yapıtlarında Türk illerine ve Türk etnografyasına çok yer vermiştir. Horasan'da Mezduran geçidinin doğusundaki halkın Türk olduğunu, orta ve aşağı Amu-Derya havzalarının milâttan önceki devirlerde bile Oğuzlar ve Peçeneklerle meskûn bulunduğunu. İran kavimlerinin oralara sonradan geldiğini yazar.
Biruni'nin yapıtlarında özellikle Peçeneklerin etkisinde kalmış Türkçe kelimelere raslanmaktadır. Biruni gençliğinde ve hatta çocukluğunda Türkçe bilmekte idi. Buna göre kendisinin Türk olduğu bir gerçektir.
Biruni merkezleri Kas olan Harizm şahlar sarayına intisap etti ve bu sülâleden ünlü matematikçi Emir Ebü Nasr Mansur Bin Ali Bin Irak'ın himayesine girdi ve sarayda idari görev yaparken, diğer taraftan da Abdü's-Samed Bin Samed El Hakim gibi ünlü bilginlerden ders aldı. Abu Abbas Ma'rnun Bin Muhammed'in 995'de Kas şehrini işgali üzerine, Biruni Kas şehri civarında yaptığı gözlemlerini bırakarak bir süre Rey'de yaşadı. 1000 yılında Gürcan'a gelerek Melik Şenas-ul mualli Kaabusun sarayına kabul edildi. Bu şehirde. Melik adına ünlü yapıtlarından al-asar al bakıya an al-kuran al-halıya'yı hazırladı. Biruni bu yapıtını 28 yaşında tamamlamıştır.
Aynı yıl Harizm'e dönen Biruni, bilginlere büyük değer veren Me'mun ibn-i Me'mun'un himayesinde çalıştı 1017 yılında, Türk imparatorunun çağrısı üzerine Gazneye göç etti. Yaşantısının büyük bir kısmını Gazne medresesinde çalışmakta geçirmiş ve Hindlilerin örf ve adetleri ile felsefi düşüncelerinden, rakkamlarından, astronomilerinden söz eden Kitab-ı-fi tahkik ma lil Hind adlı yapıtını hazırlamıştır. 1887 yılında bu yapıt "Al Biruni's India" adı ile İngilizceye çevrilmiştir. Gazneli Mahmut'un ölümünden sonra, Sultan Mesud Bin Mahmud Bin Sebük Tiğin adına, Biruni ünlü yapıtı El Kanun el Mes'udi fil Hey'e vel Nücum'u hazırlamıştır. Bu bir astronomi ansiklopedisidir.
İslâm bilginleri içinde, Hind, Yunan ve Arapların, o tarihe kadar eriştikleri pozitif bilimleri en iyi bilen Biruni Hintçe'den çevirdiği yapıtları ve felsefe, tıp vs. hakkında yazdığı yapıtları dışında matematikve astronomi konusunda yapıtları vardır. Astronomi, matematik, takvim ve coğrafya ile ilgili 83 yapıtının adı, Matematikçi Salih Zeki'nin Asarı Bakiye'sinde yer almıştır.
Biruni yapıtlarında uygarlığı doğu ve batı olmak üzere ikiye ayırdıktan başka Çinliler ile Türkler ve Hindlileri doğu uygarlığının öncüleri olarak görmüştür. İslâm uygarlığını ise, gerçekte eski Yunan uygarlığının devamı olarak tanımlamıştır. Türklerin islâmiyeti kabulünden sonra uygarlığın çok geniş bir alana yayıldığını ve böylece bilimin ve dolayısı ile insanlığın büyük kazançlar elde ettiğini yapıtında açıklar.
Bilim adamlığı yanında güçlü bir eleştirici olan Biruni, delikanlı İbn-i Sina diye hitabettigi, İbn-i Sina ile tartışması bilim tarihinde ün kazanmıştır.
Biruni dindar bir müslüman olmasına rağmen, araştırmalarını dini inançlardan tamamiyle uzak tutarak gerçekçi bir görüşle yapmıştır. "Patanjali" çevirisinin önsözünde "İnsanların fikir ve inançları çeşit çeşittir ve dünyadaki gelişim de bu inançların değişik oluşuna bağlıdır" demekle geniş müsamahasını ifade etmiştir.
Çalışmalarında kullandığı yöntem ve konulara derinliğine giriş gibi nitelikler Biruni'yi, Orta Asya'da başlamış olan bilim rönesansının önemli temsilcileri arasına sokmuştur. Biruni, hemen hemen bütün bilim dalları ile uğraşmış ise de, biz burada yalnızca temel bilimleri ilgilendiren en önemli bazı yapıtlarından kısaca söz edeceğiz.
1000 yılında, 28 yaşında tamamladığı "El-Asârü'l-bâkiye ami'l-Kuruni'l haliye" (Geçmiş zamanlardan yapıtlar) yapıtı, İbn-Sina ile güneş'in sıcaklığı hakkında yapmış olduğu tartışma ile astronomiproblemlerini kapsar. Biruni, bu yapıtında Harizma şehrinde, yaptığı 7. 5 metre çapındaki duvar robu tahtası ile ölçtüğü ekliptiğin eğimini açıklar ve elde ettiği ölçü değerini verir. O tarihten evvel ve o tarihten sonra ölçülen ekliptik eğimleri:
Ekliptik
Yıl
eğimi
Batlamyus
23 50'
El Me'mun astronomları
832
23 33' 39"
Sabit bin Kurre
875
23 30' 30"
El - Battani
880
23 35'
El - Biruni
995
23 27'
Tycho Brahe
1790
23 30'
Bradley
1750
23 28'.3
Modern ölçüler
1950
23 26'.7
Biruni, aynı yapıtında 64 kareli bir satranç tahtasında 2'nın ardışık kuvvetleri ile oluşturulan geometrik dizinin toplamını ustaca hesap etmiştir.
Biruni Tahkik mâ li'l - Hind (veya Tarihü'l Hind) (Hind Tarihi) adlı yapıtında Hind dini, ilmi, felsefesi, edebiyatı, coğrafyası ve adetleri hakkında geniş bilgi verdikten başka astronomiden de bahsetmiştir Bu yapıtında Yer'in günlük harekelinin heliosantrik ve jeosantrik sistemin her ikisinde de açıklanabileceğini kabul etmekle beraber bir tercih yapamamıştır
1030 yılında, Gazneli Mahmud'un oğlu Sultan Me'suda ithaf ettiği "El-Kanunü'l Mes'udi fi'l-Heyeti ve 'n-nücum" adlı yapıtını, Bıruni, matematik ve astronominin esas sorunlarını aydınlatmak için yazmıştır. Bir çeşit ansiklopedi olan bu yapıtta bir çok yeni buluşlar mevcut olup, trigonometriye ait geniş bir bölüm bulunmaktadır. Bu yapıtla Gazne ile İskenderiyenin enlem ve boylamları ile Yer'in büyüklüğü hakkında bilgi bulunmaktadır.
Halife El-Me'nun astronomlarından sonra, İslâm bilginleri arasında, Yer küresinin boyutlarını belirtenlerden biri de Biruni'dir.
Biruni "Makale fi istihrâc-i Kadr-al-ard bi rasadı inhitat-ul ufk an Kulel-ul cibâl (Dağ başlarından yapılan ufuk alçalması gözlemi yardımı ile yer boyutlarının belirtilmesi) hakkında makalesinde yer yarı çapının hesabını açıklar. Biruni'nin kullandığı yöntem şudur.El-Biruni - Dünya Yarıçapı Hesabı
'Düz bir ovada, A noktasından uzaktan ölçme yöntemi ile HH' yüksekliğini 313 m. olarak ölçtü (şekil 1). Bu yükseklikte ufuk alçalması 34' dakika olarak ölçülmüştü. OAH' dik üçgeninden bağıntısı ile
( a = 34', h = 318 m. ) yer yarı çapı için R = 6243.537 km. bulunmuştur. Diğer taraftan India adlı yapıtında yer yarı çapını,
R = 6324.66 km.
olarak vermektedir. Bu değer ise gerçek yarı çap değerine çok yakındır.
Biruni, "Tahdidü nihayâti'l-amâ-kinli-tashih-i mesareti'l-mesakin" adlı yapıtında Hindistan ve Afganistan'daki jeoloji gözlemlerini, jeodezi ve geometriye ait problemlerden bahseder. Bu yapıtta, ayrıca trigonometrik fonksiyonlarda, daima yarı çapın birim alınmasıyla bazı güçlüklerin önlenmesini sağlayan bir yöntem geliştirilmiştir. Biruni "Makaalid-el-ilm-el Hey'e mâ Yuhdes fi basit el küre (Astronomide küresel şekilleri tanımlayan anahtarlar) adlı yapıtında trigonometrik teoremlerin ispat şekilleri ile ilgilenmiştir Hatta, Maraga rasathanesi kurucusu, ünlü bilgin Nasıreddin-el Tusi "Kıtâ-ı Şekl-el Katta" adlı yapıtında, Biruni'nin trigonometrik teoremlerinin kendi ispat şeklinden daha iyi olduğunu yazmakladır
Çok yönlü, Orta Asya'da bilim rönesansında büyük katkısı olan, büyük Türk bilgini Biruni'nin maalesef hiç bir yapıtı Türkçe'ye çevrilmemiştir. Kurulacak Bilim Tarihi Araştırma Merkezinin bilim tarihimizle ilgili değerleri ve eserleri ortaya çıkartmasını beklemekten başka bir şey elimizden gelmemekledir.
 Alıntı:
Tübitak Bilim ve Teknik Dergisi
Kasım 1977, Sayı 120, Sayfa 14-16

El-Biruni ile İlgili Diğer Kaynaklar:

  1. http://www.physics.metu.edu.tr/~fizikt/bultenler/97_98_bahar.html#bir
  2. http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=361
  3. http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=938
  4. http://www.turkcebilgi.com/El-Biruni
  5. http://www-history.mcs.st-andrews.ac.uk/Printref/Al-Biruni.html
  6. http://tr.wikipedia.org/wiki/Biruni
  7. http://www.geocities.com/chelick2000/biyografiler/biruni.htm
  8. http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=biruni
  9. http://www.meyilli.com/unluler/biruni.php
  10. http://www.google.com.tr/search?q=biruni
 Kaynak: http://www.bilimbilmek.com/tr/el-biruni.html

19 Nisan 2011 Salı

Halk Sağlığı

Ebü l-Hasan Ali Taberi
Abbasiler zamanında yetişmiş büyük tıp alimi. İsmi, Ali bin Rabben Taberi olup, künyesi Ebu Hasan’dır. İbn-i Rabben Taberi ismiyle meşhur oldu. Yaklaşık 770 (H.153) senesinde Taberistan’ın Merv şehrinde doğdu. Yaklaşık 861 (H.247) senesinde Samarra’da vefat etti. 7 Ebü’l-Hasan, küçük yaşta Babası tarafından yetiştirildi. Yunanca, Süryanice, İbranice ve Arapçayı gereği gibi öğrendi. Babası da tıp alimi olup, Merv şehrinin sayılı şahsiyetlerinden ve devlet erkanındandı. Özellikle tıp ve fen bilimlerine Babası da tıp alimi olup, Merv şehrinin sayılı şahsiyetlerinden ve devlet erkanındandı. karşı çok alaka duyardı. İnsanların ruh ve beden sağlığı ve saadeti üzerinde titremesi sebebiyle, büyük muallim anlamında, Rabben ünvanı verildi. Böyle bir babanın talim ve terbiyesinde yetişen Ebü’l-Hasan Ali, daha sonraki çalışmalarında; matematik, felsefe, astronomi gibi ilim dallarında da kendini yetiştirdi. Bu dönemde, zamanın seçkin bilginlerinden olan amcası Zekvan bin Nu’man’ın yakın ilgi ve yardımlarını gördü. Ebü’l-Hasan Ali, tahsilini tamamladıktan sonra, Merv’de tabibliğe başladı. Müslümanlara hizmet için ihlasla çalıştı. Gerek dini, gerekse tıbbi konularda inanları aydınlatmaya gayret ederdi. Bir ara ilim öğrenmek için Bağdat’a gitti. 839 (H.225) senesinde Merv Valisi Mazyar bin Karin’in vefatı üzerine, Samarra’ya giderek Abbasi halifelerinin sarayına intisab etti. Hizmetlerini burada devam ettirdi. Ebu Bekr Razi, eserlerinde onu hürmetle anmakta, tıp ve eczacılığa dair ondan nakiller yapmaktadır. Ebü’l-Hasan Taberi’nin kıymetli sözlerinden bazıları da şunlardır: Uzun uzadıya devamlı deney yapmak, aklı artırır, keskinleştirir, anlayışı derinleştirir. Tekellüf, zoraki iş yapmak pişmanlık doğurur. Sözlerin en kötüsü, birbirini tutmayan, tenakuzlu sözlerdir. Selamete kavuşmak her muradın ve emelin zirvesidir. Eserleri: Ebü’l-Hasan Taberi birçok eser yazdı. İbn-i Nedim, El-Fihrist adlı eserinde onun medikoterapi ile ilgili dört kitabının ismini zikretmektedir. İbn-i Ebi Usaybia da, Uyun-ül-Enba adlı eserinde, onun dokuz eserine yer vermektedir. Her iki kaynak da onun, Ed-Din ved-Devle adlı mühim eserini zikretmemişlerdir. Bilinen on eseri şunlardır:
1) Ed-Din ved-Devle: Kelam ilmine dair olup, eserde İslamiyetin
üstünlükleri anlatılmaktadır.
2) Tuhfet-ül-Müluk,
3) Keraş-ül-Haşve,
4) Kitabu Menafi-il-Edviye: İlaçların tedkiki hakkındadır.
5) Kitabun
fil-Emsal vel-Edeb ala Mezheb-ir-Rum vel-Arab,
6) Kitabu İrfak-ul-Hayat,
7) Kitabu Hıfz-ıs-Sıhha: Sıhhatin korunması usulleri hakkındadır.
8) Kitabun fil-Hacamat: Kan aldırmanın sıhhat açısından faydaları ve tıbbi
önemi ile ilgilidir.
9) Kitabun fi Tertib-il-Ağdiya: Gıdaların
hazırlanması ve kullanılışı ile ilgilidir.
10) Firdevs-ül-Hikme: Genel
halk sağlığı ve tababet sanatı hakkındadır.
İbn-i Rabben’ın en çok tanınan eseri, Firdevs-ül-Hikme’dir. Ansiklopedik mahiyette olan bu eserini, 850 senesinde tamamlamıştır. Bu eser, yedi ana bölümden meydana gelmiş olup, özetle şu konuları ihtiva etmektedir: Birinci bölüm: Bir makaledir. Bu bölümde ilim ve felsefe üzerinde durulmakta, kainat nizamı incelenmektedir. İkinci bölüm: Beş makaledir. Cenin ve doğumu, insan uzuvları ve vazifeleri, ruh ve beden münasebetleri, muhtelif mizaçlar ve çocuk terbiyesi, mevsimlere göre alınacak tedbirler, yolculuk halleri ve askerlikle ilgili sağlık konuları ele alınmıştır. Üçüncü bölüm: Bir makale olup, gıdalar ve çeşitleri anlatılmaktadır. Dördüncü bölüm: On iki makale olup, eserin en geniş muhtevalı kısmıdır. Bu bölümde önce hastalıkların genel tasnifi ve tanımı yapılıyor. Belli başlı hastalıklar ayrı ayrı inceleniyor. Bunların sebepleri, ilaçları gösteriliyor. İnsan vücudu tepeden tırnağa gözden geçirilip, tedkik ediliyor. Son makalede kan aldırma konusu üzerinde duruluyor. Beşinci bölüm: Bir makaleden ibaret olup, güzel koku ve renkleri tedkik edip, faydalarını zikrediyor. Altıncı bölüm: Altı makaleden meydana gelmiştir. Özellikle tıbbi maddeler ve zehirler üzerinde bilgi verilmektedir. Yedinci bölüm: Dört makaledir. Bu bölümde muhtelif şehirleri ve iklimlerini, su ve rüzgarları, en sonunda da gezegenleri ve yıldızları incelemektedir. Hind tıp kitaplarından bir hülasa zikrederek eserine son vermektedir.
Kaynak: Genel Bilgiler
http://www.genel-bilgiler.com/frm//showthread.php?p=174141

Tanjant, kotanjant, sekant, kosekant

Ebul-Vefa Buzcanî: Trigonometri’de tanjant,cotanjant,sekant,kosekant ’ıbulan büyük alimdir
http://www.davetci.com/d_biyografi/biyografi_ebuzcani.htm

EBU'L VEFA (Buzcan 940 - Bağdat 998), özellikle VI-VII. yy.'larda ortaya konmuş olan Hint Matematik modelleri ile Sabit bin Kurra ve El Battani'nin eserlerinin ışığı doğrultusunda, ortaya koyduğu yeni trigonometri bilgileri matematik için büyk bir önem taşır. Ebu'l Vefa'nın eserleri, Orta Çağ Doğu Matematikçileri arasında olduğu kadar, kendisinden sonraki yıllarda, bu konuda araştırma yapan Batı Matematikçileri arasında da kaynak eser olarak kullanılmıştır.
Özellikle küresel trigonometride sinüs konusunu bilimsel bir düşünce içinde ilk inceleyen Ebu'l Vefa'dır. Tanjant çizgilerini düzenlediği gibi, trigonometriye Sekonder ve Cosekonder tanım ve kavramlarını da sokmuştur. Aynı zamanda trigonometrinin 6 esas eğrisi arasındaki trigonometrik oranları da ilk kez belirtmiştir. Bu oranlar, bugün trigonometride, grafiklerin tanımında aynen kullanılmaktadır. Zamanına kadar hiç bir Matematikçi'nin yapamadığı incelikte, trigonometrik çizelgeler düzenlemiştir. Astronomik gözlemler için gerekli olan sinüs ve tanjant değerlerini gösteren çizelgeler 15'er dakikalık aralarla hazırlanmıştır. Trigonometri'ye tanjant tanımını zıl (gölge) adı altında ilk kez kazandırıdı. Batı bilim dünyasında sinüs ve tanjant kavramlarının kullanılmasına öncülük eden Matematikçi olarak Alman John Müller belirtmektedir.
http://www.frmtr.com/din-kulturu-ve-ahlak-bilgisi/729542-ebul-vefa.html
http://www.uslanmam.com/biyografi-bilim-adamlari/284921-ebul-vefa-buzcani-940-988-a.html

İlk Ayın Şekilleri

Ali Kuşçu: Büyük astronomi bilgini. İlk defa ayın şekillerini anlatan kitabı yazmıştır.
http://www.akat.org/ast_tarihinden/ali_kuscu.html

Mikrop, Mikroorganizma

Akşemseddin: Pasteur ’dan 400 sene önce mikrobu bulmuştur. Mikroorganizmanın babasıdır.

Akşemsettin, (1389/1390 - 1459 Göynük) asıl adı ile Şeyh Muhammed Şemsettin Bin Hamza, 15. yüzyılın en büyük sufilerinden biri ve çok yönlü Türk bilim adamıdır.
1389 yılında Osmancık'da doğmuştur. Daha sonra 7 yaşında babası Şerafeddin-i Hamza Şâmî ile çağımızda Samsun'a bağlı olan Kavak'a yerleşmişlerdir[1]. Haci Bayram Veli’nin müridi ve Fatih Sultan Mehmet’in hocalarındandır. İstanbul'un manevi fatihi olarak da anılır. Saçının ve sakalının ak olması ve beyaz elbiseler giymesinden dolayı Akşeyh veya Akşemseddin adlarıyla meşhur olmuştur. İskilip'te çocuklarından Nurulhuda'nın türbesi ile diğer yakınlarının mezarları vardır. Evlik köyünde yer alan tek bir çivi çakılmadan yapılan camiyi onun yaptırdığı yazılıdır. Akşemsettin Amasya'da medreselerden eğitim aldıktan sonra büyük üne kavuşmuştu.
Akşemsettin, küçük yaşlardan itibaren bilime ve sanata karşı ilgi duydu. İlim tahsilini tamamladıktan sonra, Osmancık'da müderris(öğretmen) oldu. Medrese öğrenimini zamanın büyük velisi Hacı Bayram-ı Veli'nin yanında tamamladıktan sonra seçkin bilginler arasında yerini aldı. Üstün zekâsı ve anlayışı, yılmak bilmeyen çalışma gücüyle kendini kitaplara adadı. Başta İslami bilimler olmak üzere tıp, astronomi, biyoloji ve matematikte zamanın ünlülerinden oldu. Uzun yıllar Osmanlı medreselerinde çalışarak yüzlerce öğrenci yetiştirdi. Tıp alanında bulaşıcı hastalıklar üzerinde de önemli çalışmalar yaptı. Araştırmaları sonunda tıp ile ilgili Türkçe yazdığı Maddet-ül Hayat ve Arapça yazdığı Hall-i Müşkilât ve Risalet-ün nuriyye adlı Tasavvuf kitapları, bilinen eserleridir. Tıp ile ilgili Türkçe yazdığı Maddet-ül Hayat'ta geçen "Hastalıkların insanlarda teker teker peyda olduğunu zann etmek yanlıştır. Hastalıklar insandan insana gözle görülmeyecek kadar küçük tohumlar vasıtasıyla geçer" cümlesi ile ilk mikrop teorilerinden birini ortaya atmıştır. Tarihte mikroorganizmalardan bahseden ilk kişidir. Ve Mikrobiyolojinin babası sayılmaktadır.
Akşemsettin'in asıl ünü, büyük veli, Hacı Bayram Veli ile tanışmasından sonra başlamıştı. İlmi konulardaki önemli başarılardan sonra tasavvuf konusunda da ağırlığını göstermiş, daha sonra da II. Murat'ın emir ve isteğiyle Fatih Sultan Mehmet'in hocalığına tayin edilmişti. İstanbul'un fethi sırasında büyük yararlılıklar göstermiş, genç sultanı teşvik ederek zaferin kazanılmasında önemli katkılarda bulunmuştu. Fethin en önemli günlerinde Ebu Eyyûb el-Ensarî'nin kabrini bularak ordunun maneviyatını yükseltmişti. Dünya malına önem vermeyen Akşemsettin, Fatih Sultan Mehmet'in büyük saygı ve sevgisini kazanmıştı. Fatih Sultan Mehmet ile İstanbul'a girişleri daha sonra ünlü olacak bir hikâyeye dönüştü.
İstanbul'a Giriş
Beyaz atına binmiş, ordusunun önünde giden Hz. Fatih Sultan Mehmet, yanında onu yetiştiren Akşemsettin ile İstanbul'a giriyor. Türk Ordusunu karşılayan şehir halkı yol boyunca dizilmiş, ellerindeki çiçek demetlerini padişaha sunmak için yaklaşıyor.
Şehir ahalisi, beyaz sakalıyla, ağır duruşuyla Akşemsettin'i padişah sanıp çiçekleri ona sunmaya çalışıyorlar. Akşemsettin atını geri çekip göz ucuyla Fatih'i göstererek:
"Sultan Mehmet odur, çiçekleri ona veriniz", demek istiyor.
Fatih Sultan Mehmet, çiçeklerle kendisine doğru yürüyenlere hocası Akşemsettin'i göstererek:
"Gidiniz, çiçekleri gene ona veriniz. Sultan Mehmet benim, ama o, benim hocamdır", diyor ve İstanbul'a ilk olarak Akşemseddin (k.s.) giriyor.
Hz. Fatih Sultan Mehmet Han tarafından(1464) yılında yaptırılmış olan türbesi Bolu ilinin, Göynük ilçesindedir. İlçede her yıl, İstanbul'un fetih günü olan 29 Mayıs(mayısın son pazarı) tarihinde anma günleri düzenlenmektedir.
Eserleri
Risalet-ün nuriyye Tasavvufa ve tasavvuf ehline dil uzatanlara cevab mahiyetindedir. Arapça olup, kardeşi Hacı Ali tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir.
Risale-i Zikrullah: 200000000
Risale-i Şerh-i Ahval-i Hacı Bayram-ı Veli
Def’ü Metain
Makamat-ı Evliya (Velilerin Makamları)
Maddet-ül-Hayat (Hayat Maddesi)
Nasihatname-i Akşemsettin (Akşemsettin Nasihatnamesi)
Kitab-ül-Tıp (Tıp Kitabı)
Hall-i Müşkülat (Güçlüklerin Halli)
Not: İstanbul Feyzullah Efendi Kütüphanesinden
Ahmet Özdemir, Hacı Bayram veli ve Eşrefoğlu Rumî - Toker Yayınları, İst. 2002
Kaynakça Şakayık'i Nu'maniyye Tercümesi'', s. 240

http://www.biriz.biz/evliyalar/ea0243.htm


HAKKINDA YAZILANLAR
Fethin görünmez mimarı Akşemseddin Hazretleri Akşemseddin; Hazret-i Ebûbekir’in evladından, Şihâbüddin Sühreverdi’nin torunudur. Babası Şeyh Hamza (Kurtboğan adıyla meşhurdur) âlim biridir ve oğlunu mükemmel yetiştirir. Mübarek, dudak uçuklatacak kadar zekidir. Hızlı ilerler ve genç yaşta müderris olur. Osmancık medreselerinde talebe okutur. Evet yörede hatırı sayılır bir âlimdir, ancak işin hâkikatına varmak ister. Bunun tek yolu vardır “ledün ilminde mütehassıs bir velinin” huzurunda diz çökmek.Arar, sorar, istihareye yatar. Zihninde iki isim berraklaşır. Bunlardan bir tanesi Hâlep’te ki Zeynüddin Hafi Hazretleridir. Diğeri Ankara’daki Hacı Bayram-ı Veli. Akşemseddin yakından başlar. Önce Ankara’ya gider. Ancak Hacı Bayram Hazretlerini kapı kapı teberrû toplarken görür ve yıkılır. Nedenini, niçinini sormaz bile, oracıktan döner, yürür Hâlep’e. Ancak yolda gördüğü rüyalarda, nasibinin Hacı Bayram elinden olduğu işaret edilir. Hatta zincirlerle çekilir ki, uyandığında izi vardır boynunda. Şaşkınlık ve pişmanlık içinde Ankara’ya döner. Yüce veliyi orak tırpan çalışırken bulur. Mübârek garibin birine yardım eder ki kan ter içindedir. Akşemseddin bin pişmandır, boyun büker... Ve kavuşur affa.Hacı Bayram Hazretleri bu mütevazı talebesini çok sever, O'na hususi bir ihtimam gösterir. Akşemseddin ayrıca iyi bir hekimdir de. Pastör’den asırlar evvel hastalığa sebep olan mikropları ve karantinanın mantığını anlatır. Hatta o yıllarda “seretan” adıyla bilinen kanseri teşhis eder.İstanbul’un kuşatıldığı günlerde Fatih Anadolu’daki âlimleri ordugâha davet eder. Hepsi mükemmel insanlardır, ancak Akşemseddin’le aralarında anlatılmaz bir muhabbet başlar. Nedendir bilinmez bu akça pakça veliyi görünce içi rahatlar. Tabiri caizse kanı kaynar.İstanbul gibi bir şehri almak kolay değildir. Dev surlar, haçlı yardımları, derin hendekler, aşılmaz zincirler, Rum ateşi denen bela ve güçlü düşman. Bunlar bilinen şeylerdir ve Fatih herbirine tedbir düşünür.
YEMEĞİ İÇMEYİ UNUTUR
Ancak, bazı komutanlar (ki bir çoğu baba emanetidir) zafere inanmazlar. Açıktan açığa “Bu devletin askerine, akçesine yazık değil mi canım?” derler, “Maceranın sırası mı şimdi?”Genç sultanı Bizansla boğuşmak değil, yanındakilerle uğraşmak yorar. Yemeyi içmeyi unutur, uykuyu dağıtır. Kendini fena yıpratır. Geceler boyu ağlar ki yastığı hiç kurumaz. Muhasara başlayalı 50 gün geçer, lâkin gözle görülür bir ilerleme yoktur. Rumlar yıkılan surları anında yapar, o acaib ateşleri ile zemini değil, suyu bile yakarlar. Fidan gibi yiğitler ard arda düşerler toprağa. Sultan Mehmed kalabalıklar içinde yalnızdır. Hatta zaman zaman kuşatmayı kaldırmayı düşünür.Akşemseddin hazretleri onun zihninden geçenleri okur. “Sakın ha!” der, “Asla vazgeçme!” Zira o, müjdeyi Hızır Aleyhisselam’dan alır. Zaferden zerre kadar şüphesi yoktur. Şehir düşünce, Fatih derin bir nefes alır, büyük güç ve itibar kazanır. Genç sultanın şimdi tek arzusu vardır. Mihmandârı Resulullah Hâlid bin Zeyd’in kutlu kabrini bulmak.Akşemseddin Hazretleri kuşatmanın sürdüğü sıralarda türbenin bulunduğu noktaya bir nur indiğini görür. Fatih’i o mahalle götürür. Kısa bir murakabenin ardından iki çınar dalını toprağa diker ve kendinden emin bir ifadeyle. “Büyük sahabe bunların arasında yatıyor!” der. Ancak etraftan “ne malum?” diyenler olur. Hatta birileri padişaha akıl öğretirler. “Bu dalları başka bir yere diktir bakalım” derler, “ihtiyar molla farkedebilecek mi?” Fatih denileni yapar, hatta ilk işaret edilen yer kaybolmasın diye mührünü gömdürür. Ama Akşemseddin dallara bakmaz bile, ertesi gün milimi milimine ilk gösterdiği noktaya yönelir. Hatta bir ara durur “Sultanımızın mührü” der, “Ne arıyor orada?”Büyük veli bakar, bu mevzu çok tartışılacak, şüpheye mahal bırakmaz. “Kazın!” buyururlar. Toprağın bir kulaç altından yeşil somaki bir taş çıkar. Üstünde kûfi harflerle “Hâzâ kabri Halid bin Zeyd” yazılıdır. Kalabalık bir hoş olur. Derhal türbe ve mescid hazırlıklarına girişirler.
KAÇIŞ
Günler geçer, Fatih, Akşemseddin Hazretleri’ne sıkça gelip gitmeye başlar. Öyle ki devlet işleri oyuncak gelir gözüne. Sarayı, otağı bırakıp döşeği tekkeye sermeye niyetlenir. Nitekim bir gün “N’olur” der, “Beni de dervişleriniz arasına alın”.Akşemseddin, hani Fatih’e baba muamelesi yapan o gül yüzlü muallim birden ciddileşir, celalli bir edayla “Hayır!” der, “Osmanoğullarının dervişe değil, sultana ihtiyacı var!”Ama Sultan Mehmed’i iyi tanır. Yine gelecek, hem bu kez ısrar edecektir. Buna fırsat vermez. Pılısını pırtısını toplamadan uzaklaşır İstanbul’dan. O yıllarda kuş uçmaz, kervan geçmez bir kuytu olan Taraklı’ya çekilir, sonra Göynük civarlarına yerleşir, kendi halinde talebe yetiştirir. Ama duaları Fatih’le birliktedir.Göçemedin gitti yani...Akşemseddin Hazretleri birgün oğlunu (4 yaşındaki Hamdi Çelebi) dizine oturtur. Minik yavru bülbül gibi Kur’an okur. Mübârek bir ara hanımına döner. “Biliyor musun?” der, “Aslında dünyanın mihneti, zahmeti çekilmez ama şuncağızın yetim kalmasına dayanamam. Yoksa çoktaaan göçerdim!” Hanımı omuz silker. “Amaaan efendi” der, “sen de göçemedin gitti yani.” Mübarek “İyi öyleyse!” deyip kalkar. Göynüklülerle helalleşir ve mescide çekilir. Talebelerine “okuyun” buyururlar. Bir ara gözleri kapanır, yüzü aydınlanır. Kolları yana düşer ve berrak bir tebessüm oturur dudaklarına. Müridleri eve koşarlar “Başınız sağolsun.” derler, “Efendi göçtü!”

http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=2709