En'ler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
En'ler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Temmuz 2014 Salı

Biruni / Ekliptik eğimi

El Biruni

Doç. Dr. M. DİZER

Kandilli Rasathanesi Müdürü
Dünyanın en büyük bilim adamlarından biri olan Abu'l-Reyhan Muhammed Bin Ahmet El-Biruni El-Harizmi 937 yılında Kas (bugünkü Şah Abbas Veli) de doğmuştur. Biruni, bilim tarihinde devrinin en büyük astronomu, matematikçisi, etnografı, tarihçisi ve filozofu olarak tanınır. Bu nedenle bütün doğu müslümanları, bizim dışımızda, Biruni'ye sahip olmak için büyük çaba gösterirler. Genellikle Biruni hakkında yazılmış yapıtlarda, aslen İranlı olduğu. Arapları sevmediği, koyu Iran milliyetçisi olduğu yer alırsa da bazılarında Arap olduğu da iddia edilmektedir Bu iddiaların Biruni'nin yapıtlarında yer almadığını görmek mümkündür.
El-Biruni (Al-Biruni)
Abû Raihân Muhammad ibn Ahmed al-Birûni
(M. S. 973-1048)
Biruni'nin Tahdid Nihayat al-amakin ve kitab al-saydam adlı yapıtının ön sözünde kendisinin Türk olduğu açıklığa kavuşmaktadır. Bu yapıtlarında, Biruni Farsçaya ve Farslığa karşı düşüncelerini, kendisine Arap dilinde küfredilmiş olmanın, Fars dilinde methedilmiş olmaktan daha tatlı geldiğini yazmaktadır. Kitab al-saydam adlı hekimlikle ilgili yapılının ön sözünde:
"Ben ne Arabım ne de Acem, bu iki dili sonradan öğrendim. Eğer yapıtlarımı kendi dilimde yazacak olsaydım bunlar, saf Arap cinsi atlar sürüsü arasında zürafalar gibi garip bir şey olurdu" demektedir. Bilindiği gibi o devirde ve hatta daha sonralara kadar, tıpkı Latince gibi, çok zengin bir dil olan Arapça edebi ve bilimsel dil olarak kullanılmıştır.
Diğer taraftan Biruni, yapıtlarında Türk illerine ve Türk etnografyasına çok yer vermiştir. Horasan'da Mezduran geçidinin doğusundaki halkın Türk olduğunu, orta ve aşağı Amu-Derya havzalarının milâttan önceki devirlerde bile Oğuzlar ve Peçeneklerle meskûn bulunduğunu. İran kavimlerinin oralara sonradan geldiğini yazar.
Biruni'nin yapıtlarında özellikle Peçeneklerin etkisinde kalmış Türkçe kelimelere raslanmaktadır. Biruni gençliğinde ve hatta çocukluğunda Türkçe bilmekte idi. Buna göre kendisinin Türk olduğu bir gerçektir.
Biruni merkezleri Kas olan Harizm şahlar sarayına intisap etti ve bu sülâleden ünlü matematikçi Emir Ebü Nasr Mansur Bin Ali Bin Irak'ın himayesine girdi ve sarayda idari görev yaparken, diğer taraftan da Abdü's-Samed Bin Samed El Hakim gibi ünlü bilginlerden ders aldı. Abu Abbas Ma'rnun Bin Muhammed'in 995'de Kas şehrini işgali üzerine, Biruni Kas şehri civarında yaptığı gözlemlerini bırakarak bir süre Rey'de yaşadı. 1000 yılında Gürcan'a gelerek Melik Şenas-ul mualli Kaabusun sarayına kabul edildi. Bu şehirde. Melik adına ünlü yapıtlarından al-asar al bakıya an al-kuran al-halıya'yı hazırladı. Biruni bu yapıtını 28 yaşında tamamlamıştır.
Aynı yıl Harizm'e dönen Biruni, bilginlere büyük değer veren Me'mun ibn-i Me'mun'un himayesinde çalıştı 1017 yılında, Türk imparatorunun çağrısı üzerine Gazneye göç etti. Yaşantısının büyük bir kısmını Gazne medresesinde çalışmakta geçirmiş ve Hindlilerin örf ve adetleri ile felsefi düşüncelerinden, rakkamlarından, astronomilerinden söz eden Kitab-ı-fi tahkik ma lil Hind adlı yapıtını hazırlamıştır. 1887 yılında bu yapıt "Al Biruni's India" adı ile İngilizceye çevrilmiştir. Gazneli Mahmut'un ölümünden sonra, Sultan Mesud Bin Mahmud Bin Sebük Tiğin adına, Biruni ünlü yapıtı El Kanun el Mes'udi fil Hey'e vel Nücum'u hazırlamıştır. Bu bir astronomi ansiklopedisidir.
İslâm bilginleri içinde, Hind, Yunan ve Arapların, o tarihe kadar eriştikleri pozitif bilimleri en iyi bilen Biruni Hintçe'den çevirdiği yapıtları ve felsefe, tıp vs. hakkında yazdığı yapıtları dışında matematikve astronomi konusunda yapıtları vardır. Astronomi, matematik, takvim ve coğrafya ile ilgili 83 yapıtının adı, Matematikçi Salih Zeki'nin Asarı Bakiye'sinde yer almıştır.
Biruni yapıtlarında uygarlığı doğu ve batı olmak üzere ikiye ayırdıktan başka Çinliler ile Türkler ve Hindlileri doğu uygarlığının öncüleri olarak görmüştür. İslâm uygarlığını ise, gerçekte eski Yunan uygarlığının devamı olarak tanımlamıştır. Türklerin islâmiyeti kabulünden sonra uygarlığın çok geniş bir alana yayıldığını ve böylece bilimin ve dolayısı ile insanlığın büyük kazançlar elde ettiğini yapıtında açıklar.
Bilim adamlığı yanında güçlü bir eleştirici olan Biruni, delikanlı İbn-i Sina diye hitabettigi, İbn-i Sina ile tartışması bilim tarihinde ün kazanmıştır.
Biruni dindar bir müslüman olmasına rağmen, araştırmalarını dini inançlardan tamamiyle uzak tutarak gerçekçi bir görüşle yapmıştır. "Patanjali" çevirisinin önsözünde "İnsanların fikir ve inançları çeşit çeşittir ve dünyadaki gelişim de bu inançların değişik oluşuna bağlıdır" demekle geniş müsamahasını ifade etmiştir.
Çalışmalarında kullandığı yöntem ve konulara derinliğine giriş gibi nitelikler Biruni'yi, Orta Asya'da başlamış olan bilim rönesansının önemli temsilcileri arasına sokmuştur. Biruni, hemen hemen bütün bilim dalları ile uğraşmış ise de, biz burada yalnızca temel bilimleri ilgilendiren en önemli bazı yapıtlarından kısaca söz edeceğiz.
1000 yılında, 28 yaşında tamamladığı "El-Asârü'l-bâkiye ami'l-Kuruni'l haliye" (Geçmiş zamanlardan yapıtlar) yapıtı, İbn-Sina ile güneş'in sıcaklığı hakkında yapmış olduğu tartışma ile astronomiproblemlerini kapsar. Biruni, bu yapıtında Harizma şehrinde, yaptığı 7. 5 metre çapındaki duvar robu tahtası ile ölçtüğü ekliptiğin eğimini açıklar ve elde ettiği ölçü değerini verir. O tarihten evvel ve o tarihten sonra ölçülen ekliptik eğimleri:
Ekliptik
Yıl
eğimi
Batlamyus
23 50'
El Me'mun astronomları
832
23 33' 39"
Sabit bin Kurre
875
23 30' 30"
El - Battani
880
23 35'
El - Biruni
995
23 27'
Tycho Brahe
1790
23 30'
Bradley
1750
23 28'.3
Modern ölçüler
1950
23 26'.7
Biruni, aynı yapıtında 64 kareli bir satranç tahtasında 2'nın ardışık kuvvetleri ile oluşturulan geometrik dizinin toplamını ustaca hesap etmiştir.
Biruni Tahkik mâ li'l - Hind (veya Tarihü'l Hind) (Hind Tarihi) adlı yapıtında Hind dini, ilmi, felsefesi, edebiyatı, coğrafyası ve adetleri hakkında geniş bilgi verdikten başka astronomiden de bahsetmiştir Bu yapıtında Yer'in günlük harekelinin heliosantrik ve jeosantrik sistemin her ikisinde de açıklanabileceğini kabul etmekle beraber bir tercih yapamamıştır
1030 yılında, Gazneli Mahmud'un oğlu Sultan Me'suda ithaf ettiği "El-Kanunü'l Mes'udi fi'l-Heyeti ve 'n-nücum" adlı yapıtını, Bıruni, matematik ve astronominin esas sorunlarını aydınlatmak için yazmıştır. Bir çeşit ansiklopedi olan bu yapıtta bir çok yeni buluşlar mevcut olup, trigonometriye ait geniş bir bölüm bulunmaktadır. Bu yapıtla Gazne ile İskenderiyenin enlem ve boylamları ile Yer'in büyüklüğü hakkında bilgi bulunmaktadır.
Halife El-Me'nun astronomlarından sonra, İslâm bilginleri arasında, Yer küresinin boyutlarını belirtenlerden biri de Biruni'dir.
Biruni "Makale fi istihrâc-i Kadr-al-ard bi rasadı inhitat-ul ufk an Kulel-ul cibâl (Dağ başlarından yapılan ufuk alçalması gözlemi yardımı ile yer boyutlarının belirtilmesi) hakkında makalesinde yer yarı çapının hesabını açıklar. Biruni'nin kullandığı yöntem şudur.El-Biruni - Dünya Yarıçapı Hesabı
'Düz bir ovada, A noktasından uzaktan ölçme yöntemi ile HH' yüksekliğini 313 m. olarak ölçtü (şekil 1). Bu yükseklikte ufuk alçalması 34' dakika olarak ölçülmüştü. OAH' dik üçgeninden bağıntısı ile
( a = 34', h = 318 m. ) yer yarı çapı için R = 6243.537 km. bulunmuştur. Diğer taraftan India adlı yapıtında yer yarı çapını,
R = 6324.66 km.
olarak vermektedir. Bu değer ise gerçek yarı çap değerine çok yakındır.
Biruni, "Tahdidü nihayâti'l-amâ-kinli-tashih-i mesareti'l-mesakin" adlı yapıtında Hindistan ve Afganistan'daki jeoloji gözlemlerini, jeodezi ve geometriye ait problemlerden bahseder. Bu yapıtta, ayrıca trigonometrik fonksiyonlarda, daima yarı çapın birim alınmasıyla bazı güçlüklerin önlenmesini sağlayan bir yöntem geliştirilmiştir. Biruni "Makaalid-el-ilm-el Hey'e mâ Yuhdes fi basit el küre (Astronomide küresel şekilleri tanımlayan anahtarlar) adlı yapıtında trigonometrik teoremlerin ispat şekilleri ile ilgilenmiştir Hatta, Maraga rasathanesi kurucusu, ünlü bilgin Nasıreddin-el Tusi "Kıtâ-ı Şekl-el Katta" adlı yapıtında, Biruni'nin trigonometrik teoremlerinin kendi ispat şeklinden daha iyi olduğunu yazmakladır
Çok yönlü, Orta Asya'da bilim rönesansında büyük katkısı olan, büyük Türk bilgini Biruni'nin maalesef hiç bir yapıtı Türkçe'ye çevrilmemiştir. Kurulacak Bilim Tarihi Araştırma Merkezinin bilim tarihimizle ilgili değerleri ve eserleri ortaya çıkartmasını beklemekten başka bir şey elimizden gelmemekledir.
 Alıntı:
Tübitak Bilim ve Teknik Dergisi
Kasım 1977, Sayı 120, Sayfa 14-16

El-Biruni ile İlgili Diğer Kaynaklar:

  1. http://www.physics.metu.edu.tr/~fizikt/bultenler/97_98_bahar.html#bir
  2. http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=361
  3. http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=938
  4. http://www.turkcebilgi.com/El-Biruni
  5. http://www-history.mcs.st-andrews.ac.uk/Printref/Al-Biruni.html
  6. http://tr.wikipedia.org/wiki/Biruni
  7. http://www.geocities.com/chelick2000/biyografiler/biruni.htm
  8. http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=biruni
  9. http://www.meyilli.com/unluler/biruni.php
  10. http://www.google.com.tr/search?q=biruni
 Kaynak: http://www.bilimbilmek.com/tr/el-biruni.html

18 Nisan 2011 Pazartesi

İlk Uçma Denemeleri (Tayyare, Paraşüt, Roketli İnsan); İlk Uçan İnsan

1. FARABLI İSMAİL CEVHERİ:

Asil adi, Ebu Nâsır İsmail bin Humad'ul Cevherî'dir. Cevherî Horasanin Farab şehrinde, milâdin onuncu asrında dünyaya gelmiştir. İlk tahsilini dayısı İbrahim Farabî'den almıştır. Daha sonra Farab medreselerinde birçok ilimleri tahsil etmiştir. Nişabur'da yüzlerce talebeye ders vermiştir. Derslerden sonra evine çekilen Cevherî, birçok hesaplar yaparak uçmanın çarelerini araştırmıştır. Sonunda bu maksadına ulaşmak için birtakım kanatlar yapmıştır.İlk zamanlar, evinin bahçesinde tecrübeler yapıp sonra da hazırladığı bir takim tahtaları, İpleri ve kanatlan alarak Nişabur'daki Ulu Caminin minaresine cıktı. Camiin kubbesinden havalanarak uçmaya başladı. Dünyanın ilk ucan insani, insanoğlunun ilk tayyaresini yapan Farablı Cevherî, havada epeyce dolaştıktan sonra yere inmek istedi. Fakat buna muktedir olamadı. Birdenbire düşerek parça parça oldu (M. 1010)

Cevherî için ayrıca bakınız: http://www.tayyareci.com/cevheri.htm

2. İLK PARAŞÜTÇÜ:

Anadolu Selçuklu Devletinin kurucusu Kutalmış oğlu Süleyman Sah’ın oğlu Kılıç Arslanı, Bizans İmparatoru Manüel Komnen İstanbul’a davet etmişti. İmparator, Kılıç Arslan şerefine hipodromda tantanalı senlikler icra ettirmişti. Bizanslılar bu meydanda bütün hünerlerini gösterdiler. Bu esnada Kılıç Aslan’la beraber gelen bir Türk, Atmeydanındaki Dikilitaş üzerinden havaya uçacağını bildirdi. Bu adam, yüksek Dikilitaş üzerine cıktı. Sırtında gayet uzun ve geniş beyaz bir elbise vardı. Bu beyaz elbise bir paraşüt gibi şişiyordu.Gerçekten bir müddet havada uçtu, fakat biraz sonra yere düşerek parça parça oldu (M. 1159). Bizans tarihleri onu "Serakino" yani "Şarklı" diye kaydetmektedirler. Adi malum olmayan bu Türk de ilk paraşütçüdür.

3. İBN-İ FERNAS:

Endülüslü olan Ibn-i Fernas da kanatlar takarak uçmaya teşebbüs eden ilklerdendir. Prof. Hamidullah'in ifadesine göre Ibn-I Fernas (vefatı 388) bir cihaz icat etmiş ve onunla uzun bir mesafe uçmuştu.

4. KARTAL KANATLI HEZARFEN AHMED ÇELEBİ:

Bin fen bilen manasına gelen Hezarfen vasıf ve şöhretini alan Ahmet Çelebi 17. yüzyılda yasamış bir Türk âlimidir. Kendisinden önce yasamış âlimlerin İlimlerinden, bilhassa Bîrûnî ve Ibn-i Sina ile ayni devirde yasamış olan Farabli İsmail Cevherînin uçuş tecrübelerinden faydalanmıştır. Hezarfen Ahmet Çelebi, Cevherînin basari akımlarını ve denge unsurlarını hesapladı; uçmak için kartalı örnek almak gerektiğini duşundu. Asil büyük denemeye girişmeden önce, o devirde çok büyük bir spor alanı olan İstanbul’daki Okmeydanı’nda tam dokuz deneme yaptı. Her denemede bir düzeltme yaparak kendisini uçuracak kanatlara son seklini verdi. Nihayet bir gün Galata Kulesinden Boğaz’ın sularını aştı. Üsküdar’da Doğancılar adini taşıyan semte bir kus gibi süzülerek indi. Bu hâdisenin görgü şahitlerinden biri olan Evliya Çelebi, bu ucusun tarihini belirtmeden IV. Murat zamanında gerçekleştiğini söylemekle yetiniyor. IV. Murat 1623–1640 yılları arasında hükümdarlık yaptığına göre, ucusun bu tarihler arasında gerçekleştiği kesindir. Konuyu araştıran tarihçiler bunun, saltanatın ilk yıllarına rastladığında birleşiyorlar.Hezarfen Ahmet Çelebi için başlıca kaynak Evliya Çelebi Seyahatnamesidir. Evliya Çelebi ondan "İlk olarak Okmeydanı’nın minberi Üzerinde, rüzgarın şiddetiyle kartal kanatlarıyla sekiz dokuz kere havada pervaz ederek ta'lim etmiştir. Daha sonra Sultan Murat Han Sarayburnu’nda Sinan Pasa Köşkünden temâsâ ederken Galata Kulesinin tâ en üst zirvesinden lodos rüzgârıyla uçarak Üsküdar’da Doğancılar meydanına inmiştir." diye bahsetmektedir. (2)IV. Murat, Hezarfen'i bir kese altınla mükafatlandırmıştır.

5. LAGARÎ HASAN ÇELEBİ

Lagari Hasan Çelebi Dördüncü Murat devrinde elli okkalık barut ma'cunu ile çalışan 7 kollu bir roketin atış gücünden istifade ederek dünyanın ilk insan taşıyan roketini yapmıştı. Roket kendi yardımcıları vasıtasıyla ateşlenip havalanacak ve kendisi denize ineceğini tasarlamış ve nihayet tasarısında muvaffak olmuştu. Bir yandan kendisi havalanırken denizde birkaç gemi ve içinde dalgıçlar olduğu halde kendisini bekliyorlardı. Her ihtimâle karşı da aracı muhkem şekilde yapılmıştı. Roketlerin ateşlenmesiyle fezaya doğru havalanmış dairevî sekil çizerek denize inmişti.Fakat malum olan bir şey varsa bu tarihten sonra Avrupa'da buna benzer tecrübeler yapılmaya başlamış, kimi kendine kanat takmış ve kimi de tayyâre yapmaya çalışmıştı. Bu sahada çalışanların yalnız batılılar olduğu anılır iken Endülüslü Abbas bin Fernas ve Farabli İsmail Cevheri, Hezarfen Ahmet Çelebi ve Lagari Hasan Çelebi ismi hiç söylenmez.

(1) Ahmet Zeki Pasa: L'Aviation chez les Musulman, 1912'de Atina Mustesriklar Kongresine sunulan rapor.
(2) Evliya Çelebi, Seyahatnâme C.l, sayfa 670, Ist 1314.

HAZERFEN AHMET ÇELEBİ

Hezarfen Ahmet Çelebi (1609 İstanbul - 1640 Cezayir) Hezarfen Ahmet Çelebi, kendi geliştirdiği takma kanatlarla uçmayı başaran ilk insanlardan biri olan, 17. yüzyılda Osmanlıda yaşamış Türk bilginidir. 1623-1640 yılları arasında saltanat süren Sultan IV. Murat zamanında, uçma tasarısını gerçekleştirdiği ve geniş bilgisinden ötürü halk arasında Hezarfen olarak anıldığı bilinmektedir. Hezarfen'in, Leonardo da Vinci'nin kuşlar üzerinde yaptığı çalışmalarından ilhamlandığı sanılmaktadır. Tarihi uçuşuna İstanbul'daki Galata Kulesi'nden başlamış ve İstanbul Boğazı'nı uçarak geçmeyi başarmıştır. Böylece kıtadan kıtaya uçarak bir ilke daha imza atmıştır. İlk uçma denemelerinde, 10. yüzyıl Türk alimlerinden İsmail Cevheri'den ilham almıştır. Cevheri'nin bulgularını iyice inceleyen ve öğrenen Çelebi, kuşların uçuşunu inceleyerek tarihi uçuşundan önce hazırladığı kanatlarının dayanıklılık derecesini ölçmek için, Okmeydanı'nda deneyler yapmıştır. 1632 yılında lodos bir havada Galata Kulesi'nden kuş kanatlarına benzer bir araç takıp kendini boşluğa bırakan ve uçarak İstanbul Boğazını geçip 6000 m. ötede Üsküdar'da Doğancılar'a inen Hezarfen Ahmet Çelebi, Türk havacılık tarihinin en kayda değer simalarından birisidir. Bu uçuş hakkındaki belgeler şimdiye kadar sadece Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sindeki ifadesinden ibarettir. Bu olay Osmanlı Devletinde ve Avrupada büyük yankı buldu ve dönemin padişahı IV. Murat tarafından da beğenildi. Sarayburnu'ndaki Sinan Paşa köşkünden bu durumu seyreden Sultan, Ahmet Çelebi ile önce çok yakından ilgilenmiş, hatta Evliya Çelebi'ye göre "bir kese de altınla" sevindirmiş, ancak bu derece bilgili ve becerikli birisinin tehlikeli olabileceğini düşünüp, "Bu adem pek havf edilecek bir ademdir, her ne murad ederse elinden gelür, böyle kimselerin bakaası caiz değil" diyerek onu Cezayir'e sürgün etmiştir. Ahmet Çelebi orada vefat etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti P.T.T. İdaresinin 17 Ekim 1950 Tarihinde İstanbul’da toplanan Milletlerarası Sivil Havacılık Kongresi için çıkardığı üç hatıra pulundan Zeytuni yeşil-mavi renkli 20 kuruşluk olanın taşıdığı temsili resim, Hazerfen'in Galata Kulesi’nden Üsküdar'a uçuşunu tasvir etmektedir.

14 Nisan 2011 Perşembe

Türklerin Uygarlığa Katkıları

Merhaba,
Biz Türkler bir hazine üzerinde oturup ondan habersiz olan fakirler gibiyiz. Uygarlığın birçok alanında öncüyüz. Buluşlarımız var. Tarihin seyrini, uygarlığın gidişatını değiştiren birçok zenginliğimiz var. Ancak bunlardan habersiz uyur-gezer vaziyetteyiz. İnsanlığın, uygarlığın gelişmesine katkılarımız çok büyük. Bunları araştırıp kamuoyunun dikkatine sunmak istedim. Çalışmak bizden, yardım Allah'tan. Sizlerin de katkılarını bekliyorum.
Saygılarımla.
Arslan Küçükyıldız