Beyruni
Türkistan`ın Hive şehrinde 973 yılında doğan Beyrunî, hayatı boyunca 113`ten fazla eser kaleme almıştır. Geometri ve Trigonometri`de büyük bir varlık göstermiştir. Fakat o, asıl başarısını, astronomi alanında ortaya koymuştur. Yıldızların uzaklığını, yüksekliğini ve açılarını tesbite yarayan usturlab denilen ölçüm âletlerini geliştirmiş; bunun yanısıra yeni yeni âletler yapmıştır.Beyrunî, kendi yaptığı âletlerle, dünyanın çapını ve ekliptik eğilimini de doğruya çok yakın bir şekilde hesaplamıştır. "Kanunu`l-Mes`udi fi`l-hey`e ve`n-nücum" adlı eseri, dünyada yazılmış ilk astronomi kitaplarından biri sayılabilir.Beyrunî`nin bilinmesi gereken önemli bir yönü de, Kâinata âit kendinden önceki görüşleri sarsması, dünyanın kendi ekseni etrafında ve güneşin çevresinde döndüğünü, Kopernik ve Galile`den 500 yıl kadar önce, ilmî bir şekilde açıklamasıdır.
Bu konuda, Dr. Sigrid Hunke şöyle demektedir: "Daha 1000 senesinde Beyrunî, Kopernikvâri dönüşü izah etmişti. Batı bunun farkına varmadığı için, bu açıklama, astronomi ilmine âit düşünce sahasında kaldı. Beyrunî`ye göre, gündüz ve gece değişikliğini yapan güneş değildi. Aksine kendi ekseni etrafında dönen, gezegenlerle birlikte güneşin etrafını da dolaşan Dünya idi. Dünya, gezegenlerle birlikte yer değiştirmekte, güneşin etrafında bir devri tamamlamaktaydı. Kopernik`in eserinin ortaya çıkışından çok önce ortaya atılan bu ateşli iddia, Hristiyan düşüncesine ve İncil`in sözlerine aykırı düştüğünden "Hristiyan Batı", bu iddiayı kabûl etmedi. Yüzlerce yıl sonra, ne Kopernik, ne de astronom arkadaşları, Hristiyan dinine aykırı düşen bu iddiayı, karşılaştıkları gizli-açık baskılar bir yana, teleskop olmaksızın mevcut gözlem âletleriyle isbat edebilecek durumda değillerdi. Onun için toplumun tasvibini sağlayıncaya kadar, aradan bir asırdan fazla bir zaman geçmesi gerekmişti. Oysa Beyrunî`nin olağanüstü açıklaması, o zaman ne kadar az yardımcı araçlara dayandırılmıştı."
Kopernik Fikrini 30 Yıl Sakladı
Polonya`nın Torun şehrinde 1473`te doğan Kopernik, 18 yaşında Crocovia Üniversitesi`ne girdi. Burada tanıştığı ünlü astronom ve matematikçi Albert Brudzewski`nin te`siriyle astronomiye karşı büyük bir ilgi duymaya başladı. Daha sonra Polonya Üniversitesi`nde hukuk öğrenimi gördü. Tahsilini tamamlayıp memleketine geri döndüğünde, bir köye çekildi. Yakından ilgi duyduğu astronomi ile ilgili çalışmalara girişti. Gözlemevi olarak kullandığı bir kaleye, bazı astronomi âletleri yerleştirerek çeşitli gözlemlere başladı. Bu çalışmalar neticesinde, o günkü Batı`nın astronomi anlayışını kökünden sarsacak meşhur eserini kaleme aldı. "Gökkürelerin Dönüşü" adlı bu eserinde Kopernik, dünyanın kendi etrafında ve güneşin çevresinde döndüğünü ve bu dönüşü bir yılda tamamladığını söylüyordu. Dünya gibi diğer gezegenlerin de güneş etrafında döndüğünü iddia ediyordu. Ne yazık ki Kopernik, bu konudaki ilmî açıklamalarını serbestçe neşredemedi. Eserini kendi el yazısı ile yazıp, güvendiği bir bilgin arkadaşına gönderdi. Israrlara rağmen, göreceği tepkilerden çekinerek, bu kanaatini 30 yıl gizlemek zorunda kaldı. Nihayet bir gün yakın bir arkadaşı, onu eserini neşir konusunda ikna etti. Yine de Kopernik, kiliseden ve çağının sözde aydınlarından öylesine korkuyordu ki, yazdığı önsözde: "Bu kitabı dilerseniz okuyun, ama içindeki görüş ve iddiaları ciddîye almayın." cümlesine yer veriyordu. Eserin ilk baskısı eline geçtiğinde, Kopernik son anlarını yaşıyordu. Gerçekten de 3-5 suskun ilim adamının dışında, Kopernik`in bu iddialarını ciddiye alan pek çıkmadı.
Dünya Dönüyor Dediği İçin Engizisyona Çıkan İtalyan Bilgin: Galile
Galile, 1564 yılında, İtalya`nın Piza şehrinde doğdu. 1581`de girdiği Piza Üniversitesi`nden 1589`da mezun oldu. Burada yardımcı profesör olarak göreve başladı.Galile, Kopernik`in fikirlerini öğrenmişti. Ona hayrandı. Fakat kilise, onu "sapık fikirli" olarak ilân ettiğinden, açıktan sahip çıkamıyordu.Galile çalışmalarını ilerletip kuvvetli deliller bulunca, kanaatlerini açıkça söylemeye başladı. "Kâinatın merkezinin dünya değil güneş olduğunu, gezegenlerin ve dünyamızın güneş etrafında döndüğünü" ileri sürüyordu. Bu iddialara, kilisenin yanısıra, devrin bilgin ve aydınları da karşı çıktılar. Kiliseye göre Galile, İncil`e karşı geliyordu. İncil`deki bir sözün yorumundan, onlar kâinatın merkezinin dünya olduğu sonucunu çıkarıyorlardı. Galile, İncil`in sözünün doğru, fakat yorumunun yanlış olduğunu söyleyerek karşılık veriyordu.Nihayet, kendisi Roma`ya çağrıldı ve orada Engizisyon Mahkemesi tarafından ortaya attığı görüşlerle dine karşı çıkmak suçundan yargılandı. 22 Haziran 1633 günü, Engizisyon Mahkemesi şu karara varmıştı: "Galile kiliseye karşı işlediği suçları ve küfürleri samimiyetle, temiz bir kalb ve inançla geri almazsa, mahkeme tarafından ömür boyu hapse mahkûm edilecektir."Yaşlı ilim adamı, kilise hey`eti önünde diz çöktü, titrek bir sesle kilisece küfür sayılan iddialarını bir daha kimseye öğretmiyeceğine ve bunlardan nefret ettiğine dair yemin etti. Kendisine uzatılan ve üzerinde işlediği bütün günahlar teker teker yazılı olan kâğıdı titreyen elleriyle imzaladı. Mahkeme salonundan çıkarken, kendi kendine şu sözleri mırıldandığı duyuldu: "Ben ne dersem diyeyim, dünya yine de dönüyor."Mahkeme, Galile`yi her ne kadar serbest bırakmışsa da, 8 Ocak 1642`de ölünceye kadar, onu gözaltında tutmaya devam etmiştir.
350 Yıl Sonra Gelen Beraat
Galile hakkında verilen mahkûmiyet kararı, yıllar boyu Vatikan ve ilim dünyası arasındaki ilişkilerin gergin kalmasına sebeb olmuştur. Nihayet Papa II. Jean Paul 1979`da Papalık Bilimler Akademisi`nin önünde yaptığı bir konuşma ile, bilim ile inançlar arasında herhangi bir ayrılık olmadığını ifade etmiştir. Beraberliğin bir nişanesi olarak da, Galile`ye itibarının iade edileceğini söylemiştir. Papa II. Jean Paul, 1980`de çeşitli ilim adamları, din bilginleri ve tarihçilerden oluşan bir komisyonu, Galile dâvasını yeniden incelemek üzere görevlendirmiştir. Bu komisyon, neticede, kilisenin Galile`yi mahkûm etmekle büyük hata işlediğini kabûl etmiştir. Böylece Galile, 350 yıl önce tahkir edilerek mahkûm edildiği kilise tarafından beraat ettirilerek aklanmış, itibarı geri verilmiştir.
Zafer Dergisi'nden Alıntı
Medeniyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Medeniyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
19 Nisan 2011 Salı
18 Nisan 2011 Pazartesi
İlk Uçma Denemeleri (Tayyare, Paraşüt, Roketli İnsan); İlk Uçan İnsan
1. FARABLI İSMAİL CEVHERİ:
Asil adi, Ebu Nâsır İsmail bin Humad'ul Cevherî'dir. Cevherî Horasanin Farab şehrinde, milâdin onuncu asrında dünyaya gelmiştir. İlk tahsilini dayısı İbrahim Farabî'den almıştır. Daha sonra Farab medreselerinde birçok ilimleri tahsil etmiştir. Nişabur'da yüzlerce talebeye ders vermiştir. Derslerden sonra evine çekilen Cevherî, birçok hesaplar yaparak uçmanın çarelerini araştırmıştır. Sonunda bu maksadına ulaşmak için birtakım kanatlar yapmıştır.İlk zamanlar, evinin bahçesinde tecrübeler yapıp sonra da hazırladığı bir takim tahtaları, İpleri ve kanatlan alarak Nişabur'daki Ulu Caminin minaresine cıktı. Camiin kubbesinden havalanarak uçmaya başladı. Dünyanın ilk ucan insani, insanoğlunun ilk tayyaresini yapan Farablı Cevherî, havada epeyce dolaştıktan sonra yere inmek istedi. Fakat buna muktedir olamadı. Birdenbire düşerek parça parça oldu (M. 1010)
Cevherî için ayrıca bakınız: http://www.tayyareci.com/cevheri.htm
2. İLK PARAŞÜTÇÜ:
Anadolu Selçuklu Devletinin kurucusu Kutalmış oğlu Süleyman Sah’ın oğlu Kılıç Arslanı, Bizans İmparatoru Manüel Komnen İstanbul’a davet etmişti. İmparator, Kılıç Arslan şerefine hipodromda tantanalı senlikler icra ettirmişti. Bizanslılar bu meydanda bütün hünerlerini gösterdiler. Bu esnada Kılıç Aslan’la beraber gelen bir Türk, Atmeydanındaki Dikilitaş üzerinden havaya uçacağını bildirdi. Bu adam, yüksek Dikilitaş üzerine cıktı. Sırtında gayet uzun ve geniş beyaz bir elbise vardı. Bu beyaz elbise bir paraşüt gibi şişiyordu.Gerçekten bir müddet havada uçtu, fakat biraz sonra yere düşerek parça parça oldu (M. 1159). Bizans tarihleri onu "Serakino" yani "Şarklı" diye kaydetmektedirler. Adi malum olmayan bu Türk de ilk paraşütçüdür.
3. İBN-İ FERNAS:
Endülüslü olan Ibn-i Fernas da kanatlar takarak uçmaya teşebbüs eden ilklerdendir. Prof. Hamidullah'in ifadesine göre Ibn-I Fernas (vefatı 388) bir cihaz icat etmiş ve onunla uzun bir mesafe uçmuştu.
4. KARTAL KANATLI HEZARFEN AHMED ÇELEBİ:
Bin fen bilen manasına gelen Hezarfen vasıf ve şöhretini alan Ahmet Çelebi 17. yüzyılda yasamış bir Türk âlimidir. Kendisinden önce yasamış âlimlerin İlimlerinden, bilhassa Bîrûnî ve Ibn-i Sina ile ayni devirde yasamış olan Farabli İsmail Cevherînin uçuş tecrübelerinden faydalanmıştır. Hezarfen Ahmet Çelebi, Cevherînin basari akımlarını ve denge unsurlarını hesapladı; uçmak için kartalı örnek almak gerektiğini duşundu. Asil büyük denemeye girişmeden önce, o devirde çok büyük bir spor alanı olan İstanbul’daki Okmeydanı’nda tam dokuz deneme yaptı. Her denemede bir düzeltme yaparak kendisini uçuracak kanatlara son seklini verdi. Nihayet bir gün Galata Kulesinden Boğaz’ın sularını aştı. Üsküdar’da Doğancılar adini taşıyan semte bir kus gibi süzülerek indi. Bu hâdisenin görgü şahitlerinden biri olan Evliya Çelebi, bu ucusun tarihini belirtmeden IV. Murat zamanında gerçekleştiğini söylemekle yetiniyor. IV. Murat 1623–1640 yılları arasında hükümdarlık yaptığına göre, ucusun bu tarihler arasında gerçekleştiği kesindir. Konuyu araştıran tarihçiler bunun, saltanatın ilk yıllarına rastladığında birleşiyorlar.Hezarfen Ahmet Çelebi için başlıca kaynak Evliya Çelebi Seyahatnamesidir. Evliya Çelebi ondan "İlk olarak Okmeydanı’nın minberi Üzerinde, rüzgarın şiddetiyle kartal kanatlarıyla sekiz dokuz kere havada pervaz ederek ta'lim etmiştir. Daha sonra Sultan Murat Han Sarayburnu’nda Sinan Pasa Köşkünden temâsâ ederken Galata Kulesinin tâ en üst zirvesinden lodos rüzgârıyla uçarak Üsküdar’da Doğancılar meydanına inmiştir." diye bahsetmektedir. (2)IV. Murat, Hezarfen'i bir kese altınla mükafatlandırmıştır.
5. LAGARÎ HASAN ÇELEBİ
Lagari Hasan Çelebi Dördüncü Murat devrinde elli okkalık barut ma'cunu ile çalışan 7 kollu bir roketin atış gücünden istifade ederek dünyanın ilk insan taşıyan roketini yapmıştı. Roket kendi yardımcıları vasıtasıyla ateşlenip havalanacak ve kendisi denize ineceğini tasarlamış ve nihayet tasarısında muvaffak olmuştu. Bir yandan kendisi havalanırken denizde birkaç gemi ve içinde dalgıçlar olduğu halde kendisini bekliyorlardı. Her ihtimâle karşı da aracı muhkem şekilde yapılmıştı. Roketlerin ateşlenmesiyle fezaya doğru havalanmış dairevî sekil çizerek denize inmişti.Fakat malum olan bir şey varsa bu tarihten sonra Avrupa'da buna benzer tecrübeler yapılmaya başlamış, kimi kendine kanat takmış ve kimi de tayyâre yapmaya çalışmıştı. Bu sahada çalışanların yalnız batılılar olduğu anılır iken Endülüslü Abbas bin Fernas ve Farabli İsmail Cevheri, Hezarfen Ahmet Çelebi ve Lagari Hasan Çelebi ismi hiç söylenmez.
(1) Ahmet Zeki Pasa: L'Aviation chez les Musulman, 1912'de Atina Mustesriklar Kongresine sunulan rapor.
(2) Evliya Çelebi, Seyahatnâme C.l, sayfa 670, Ist 1314.
HAZERFEN AHMET ÇELEBİ
Hezarfen Ahmet Çelebi (1609 İstanbul - 1640 Cezayir) Hezarfen Ahmet Çelebi, kendi geliştirdiği takma kanatlarla uçmayı başaran ilk insanlardan biri olan, 17. yüzyılda Osmanlıda yaşamış Türk bilginidir. 1623-1640 yılları arasında saltanat süren Sultan IV. Murat zamanında, uçma tasarısını gerçekleştirdiği ve geniş bilgisinden ötürü halk arasında Hezarfen olarak anıldığı bilinmektedir. Hezarfen'in, Leonardo da Vinci'nin kuşlar üzerinde yaptığı çalışmalarından ilhamlandığı sanılmaktadır. Tarihi uçuşuna İstanbul'daki Galata Kulesi'nden başlamış ve İstanbul Boğazı'nı uçarak geçmeyi başarmıştır. Böylece kıtadan kıtaya uçarak bir ilke daha imza atmıştır.
İlk uçma denemelerinde, 10. yüzyıl Türk alimlerinden İsmail Cevheri'den ilham almıştır. Cevheri'nin bulgularını iyice inceleyen ve öğrenen Çelebi, kuşların uçuşunu inceleyerek tarihi uçuşundan önce hazırladığı kanatlarının dayanıklılık derecesini ölçmek için, Okmeydanı'nda deneyler yapmıştır. 1632 yılında lodos bir havada Galata Kulesi'nden kuş kanatlarına benzer bir araç takıp kendini boşluğa bırakan ve uçarak İstanbul Boğazını geçip 6000 m. ötede Üsküdar'da Doğancılar'a inen Hezarfen Ahmet Çelebi, Türk havacılık tarihinin en kayda değer simalarından birisidir. Bu uçuş hakkındaki belgeler şimdiye kadar sadece Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sindeki ifadesinden ibarettir.
Bu olay Osmanlı Devletinde ve Avrupada büyük yankı buldu ve dönemin padişahı IV. Murat tarafından da beğenildi. Sarayburnu'ndaki Sinan Paşa köşkünden bu durumu seyreden Sultan, Ahmet Çelebi ile önce çok yakından ilgilenmiş, hatta Evliya Çelebi'ye göre "bir kese de altınla" sevindirmiş, ancak bu derece bilgili ve becerikli birisinin tehlikeli olabileceğini düşünüp, "Bu adem pek havf edilecek bir ademdir, her ne murad ederse elinden gelür, böyle kimselerin bakaası caiz değil" diyerek onu Cezayir'e sürgün etmiştir. Ahmet Çelebi orada vefat etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti P.T.T. İdaresinin 17 Ekim 1950 Tarihinde İstanbul’da toplanan Milletlerarası Sivil Havacılık Kongresi için çıkardığı üç hatıra pulundan Zeytuni yeşil-mavi renkli 20 kuruşluk olanın taşıdığı temsili resim, Hazerfen'in Galata Kulesi’nden Üsküdar'a uçuşunu tasvir etmektedir.
Asil adi, Ebu Nâsır İsmail bin Humad'ul Cevherî'dir. Cevherî Horasanin Farab şehrinde, milâdin onuncu asrında dünyaya gelmiştir. İlk tahsilini dayısı İbrahim Farabî'den almıştır. Daha sonra Farab medreselerinde birçok ilimleri tahsil etmiştir. Nişabur'da yüzlerce talebeye ders vermiştir. Derslerden sonra evine çekilen Cevherî, birçok hesaplar yaparak uçmanın çarelerini araştırmıştır. Sonunda bu maksadına ulaşmak için birtakım kanatlar yapmıştır.İlk zamanlar, evinin bahçesinde tecrübeler yapıp sonra da hazırladığı bir takim tahtaları, İpleri ve kanatlan alarak Nişabur'daki Ulu Caminin minaresine cıktı. Camiin kubbesinden havalanarak uçmaya başladı. Dünyanın ilk ucan insani, insanoğlunun ilk tayyaresini yapan Farablı Cevherî, havada epeyce dolaştıktan sonra yere inmek istedi. Fakat buna muktedir olamadı. Birdenbire düşerek parça parça oldu (M. 1010)
Cevherî için ayrıca bakınız: http://www.tayyareci.com/cevheri.htm
2. İLK PARAŞÜTÇÜ:
Anadolu Selçuklu Devletinin kurucusu Kutalmış oğlu Süleyman Sah’ın oğlu Kılıç Arslanı, Bizans İmparatoru Manüel Komnen İstanbul’a davet etmişti. İmparator, Kılıç Arslan şerefine hipodromda tantanalı senlikler icra ettirmişti. Bizanslılar bu meydanda bütün hünerlerini gösterdiler. Bu esnada Kılıç Aslan’la beraber gelen bir Türk, Atmeydanındaki Dikilitaş üzerinden havaya uçacağını bildirdi. Bu adam, yüksek Dikilitaş üzerine cıktı. Sırtında gayet uzun ve geniş beyaz bir elbise vardı. Bu beyaz elbise bir paraşüt gibi şişiyordu.Gerçekten bir müddet havada uçtu, fakat biraz sonra yere düşerek parça parça oldu (M. 1159). Bizans tarihleri onu "Serakino" yani "Şarklı" diye kaydetmektedirler. Adi malum olmayan bu Türk de ilk paraşütçüdür.
3. İBN-İ FERNAS:
Endülüslü olan Ibn-i Fernas da kanatlar takarak uçmaya teşebbüs eden ilklerdendir. Prof. Hamidullah'in ifadesine göre Ibn-I Fernas (vefatı 388) bir cihaz icat etmiş ve onunla uzun bir mesafe uçmuştu.
4. KARTAL KANATLI HEZARFEN AHMED ÇELEBİ:
Bin fen bilen manasına gelen Hezarfen vasıf ve şöhretini alan Ahmet Çelebi 17. yüzyılda yasamış bir Türk âlimidir. Kendisinden önce yasamış âlimlerin İlimlerinden, bilhassa Bîrûnî ve Ibn-i Sina ile ayni devirde yasamış olan Farabli İsmail Cevherînin uçuş tecrübelerinden faydalanmıştır. Hezarfen Ahmet Çelebi, Cevherînin basari akımlarını ve denge unsurlarını hesapladı; uçmak için kartalı örnek almak gerektiğini duşundu. Asil büyük denemeye girişmeden önce, o devirde çok büyük bir spor alanı olan İstanbul’daki Okmeydanı’nda tam dokuz deneme yaptı. Her denemede bir düzeltme yaparak kendisini uçuracak kanatlara son seklini verdi. Nihayet bir gün Galata Kulesinden Boğaz’ın sularını aştı. Üsküdar’da Doğancılar adini taşıyan semte bir kus gibi süzülerek indi. Bu hâdisenin görgü şahitlerinden biri olan Evliya Çelebi, bu ucusun tarihini belirtmeden IV. Murat zamanında gerçekleştiğini söylemekle yetiniyor. IV. Murat 1623–1640 yılları arasında hükümdarlık yaptığına göre, ucusun bu tarihler arasında gerçekleştiği kesindir. Konuyu araştıran tarihçiler bunun, saltanatın ilk yıllarına rastladığında birleşiyorlar.Hezarfen Ahmet Çelebi için başlıca kaynak Evliya Çelebi Seyahatnamesidir. Evliya Çelebi ondan "İlk olarak Okmeydanı’nın minberi Üzerinde, rüzgarın şiddetiyle kartal kanatlarıyla sekiz dokuz kere havada pervaz ederek ta'lim etmiştir. Daha sonra Sultan Murat Han Sarayburnu’nda Sinan Pasa Köşkünden temâsâ ederken Galata Kulesinin tâ en üst zirvesinden lodos rüzgârıyla uçarak Üsküdar’da Doğancılar meydanına inmiştir." diye bahsetmektedir. (2)IV. Murat, Hezarfen'i bir kese altınla mükafatlandırmıştır.
5. LAGARÎ HASAN ÇELEBİ
Lagari Hasan Çelebi Dördüncü Murat devrinde elli okkalık barut ma'cunu ile çalışan 7 kollu bir roketin atış gücünden istifade ederek dünyanın ilk insan taşıyan roketini yapmıştı. Roket kendi yardımcıları vasıtasıyla ateşlenip havalanacak ve kendisi denize ineceğini tasarlamış ve nihayet tasarısında muvaffak olmuştu. Bir yandan kendisi havalanırken denizde birkaç gemi ve içinde dalgıçlar olduğu halde kendisini bekliyorlardı. Her ihtimâle karşı da aracı muhkem şekilde yapılmıştı. Roketlerin ateşlenmesiyle fezaya doğru havalanmış dairevî sekil çizerek denize inmişti.Fakat malum olan bir şey varsa bu tarihten sonra Avrupa'da buna benzer tecrübeler yapılmaya başlamış, kimi kendine kanat takmış ve kimi de tayyâre yapmaya çalışmıştı. Bu sahada çalışanların yalnız batılılar olduğu anılır iken Endülüslü Abbas bin Fernas ve Farabli İsmail Cevheri, Hezarfen Ahmet Çelebi ve Lagari Hasan Çelebi ismi hiç söylenmez.
(1) Ahmet Zeki Pasa: L'Aviation chez les Musulman, 1912'de Atina Mustesriklar Kongresine sunulan rapor.
(2) Evliya Çelebi, Seyahatnâme C.l, sayfa 670, Ist 1314.
HAZERFEN AHMET ÇELEBİ
Hezarfen Ahmet Çelebi (1609 İstanbul - 1640 Cezayir) Hezarfen Ahmet Çelebi, kendi geliştirdiği takma kanatlarla uçmayı başaran ilk insanlardan biri olan, 17. yüzyılda Osmanlıda yaşamış Türk bilginidir. 1623-1640 yılları arasında saltanat süren Sultan IV. Murat zamanında, uçma tasarısını gerçekleştirdiği ve geniş bilgisinden ötürü halk arasında Hezarfen olarak anıldığı bilinmektedir. Hezarfen'in, Leonardo da Vinci'nin kuşlar üzerinde yaptığı çalışmalarından ilhamlandığı sanılmaktadır. Tarihi uçuşuna İstanbul'daki Galata Kulesi'nden başlamış ve İstanbul Boğazı'nı uçarak geçmeyi başarmıştır. Böylece kıtadan kıtaya uçarak bir ilke daha imza atmıştır.
İlk uçma denemelerinde, 10. yüzyıl Türk alimlerinden İsmail Cevheri'den ilham almıştır. Cevheri'nin bulgularını iyice inceleyen ve öğrenen Çelebi, kuşların uçuşunu inceleyerek tarihi uçuşundan önce hazırladığı kanatlarının dayanıklılık derecesini ölçmek için, Okmeydanı'nda deneyler yapmıştır. 1632 yılında lodos bir havada Galata Kulesi'nden kuş kanatlarına benzer bir araç takıp kendini boşluğa bırakan ve uçarak İstanbul Boğazını geçip 6000 m. ötede Üsküdar'da Doğancılar'a inen Hezarfen Ahmet Çelebi, Türk havacılık tarihinin en kayda değer simalarından birisidir. Bu uçuş hakkındaki belgeler şimdiye kadar sadece Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sindeki ifadesinden ibarettir.
Bu olay Osmanlı Devletinde ve Avrupada büyük yankı buldu ve dönemin padişahı IV. Murat tarafından da beğenildi. Sarayburnu'ndaki Sinan Paşa köşkünden bu durumu seyreden Sultan, Ahmet Çelebi ile önce çok yakından ilgilenmiş, hatta Evliya Çelebi'ye göre "bir kese de altınla" sevindirmiş, ancak bu derece bilgili ve becerikli birisinin tehlikeli olabileceğini düşünüp, "Bu adem pek havf edilecek bir ademdir, her ne murad ederse elinden gelür, böyle kimselerin bakaası caiz değil" diyerek onu Cezayir'e sürgün etmiştir. Ahmet Çelebi orada vefat etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti P.T.T. İdaresinin 17 Ekim 1950 Tarihinde İstanbul’da toplanan Milletlerarası Sivil Havacılık Kongresi için çıkardığı üç hatıra pulundan Zeytuni yeşil-mavi renkli 20 kuruşluk olanın taşıdığı temsili resim, Hazerfen'in Galata Kulesi’nden Üsküdar'a uçuşunu tasvir etmektedir.
14 Nisan 2011 Perşembe
Türklerin Uygarlığa Katkıları
Merhaba,
Biz Türkler bir hazine üzerinde oturup ondan habersiz olan fakirler gibiyiz. Uygarlığın birçok alanında öncüyüz. Buluşlarımız var. Tarihin seyrini, uygarlığın gidişatını değiştiren birçok zenginliğimiz var. Ancak bunlardan habersiz uyur-gezer vaziyetteyiz. İnsanlığın, uygarlığın gelişmesine katkılarımız çok büyük. Bunları araştırıp kamuoyunun dikkatine sunmak istedim. Çalışmak bizden, yardım Allah'tan. Sizlerin de katkılarını bekliyorum.
Saygılarımla.
Arslan Küçükyıldız
Biz Türkler bir hazine üzerinde oturup ondan habersiz olan fakirler gibiyiz. Uygarlığın birçok alanında öncüyüz. Buluşlarımız var. Tarihin seyrini, uygarlığın gidişatını değiştiren birçok zenginliğimiz var. Ancak bunlardan habersiz uyur-gezer vaziyetteyiz. İnsanlığın, uygarlığın gelişmesine katkılarımız çok büyük. Bunları araştırıp kamuoyunun dikkatine sunmak istedim. Çalışmak bizden, yardım Allah'tan. Sizlerin de katkılarını bekliyorum.
Saygılarımla.
Arslan Küçükyıldız
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)